Sürdürülebilirlik Raporlarına Hukukçu Bakışı: Neden Zorunlu?

  1. Giriş: Sürdürülebilirlik Raporlamasının Yeni Çağı

Son beş yılda sürdürülebilirlik raporlaması köklü bir dönüşüm geçirdi. Gönüllü “iyi niyet” beyanı olmaktan çıkıp, artık yasal olarak zorunlu hale gelmekte; yatırımcılar ve düzenleyici kurumlar önünde bağlayıcı bir belge konumuna gelmektedir. AB CSRD (Corporate Sustainability Reporting Directive) ve ona bağlı ESRS standartları, AB’de yaklaşık 50.000 şirketi kapsamaktadır. Türkiye de bu gelişmelere paralel adımlar atmaktadır. Örneğin, 2020 yılında SPK düzenlemesi ile Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin yıllık raporlarında ESG performansını açıklamaları zorunlu kılınmıştır. İklim kanunu ve bu bağlamda çıkan yönetmelik ETS ve taksonomiye dair düzenlemeler içermektedir.

  • Avrupa Birliği CSRD (Corporate Sustainability Reporting Directive) ve ESRS standartlarıyla, on binlerce şirketi bağlayıcı bir sürdürülebilirlik raporlama rejimi altına aldı.
  • AB CBAM (Sınırda Karbon Düzenlemesi), Avrupa’ya ihracat yapan Türk şirketleri dahil olmak üzere, ihracatçı firmaları doğrudan mali yükümlülüklerle karşı karşıya bırakıyor.
  • SEC (ABD Sermaye Piyasası Kurulu), halka açık şirketlerden iklim risklerini finansal raporlarla ilişkilendirmesini zorunlu kılıyor.
  • CSDDD (Corporate Sustainability Due Diligence Directive) tedarik zincirinde insan hakları ve çevresel risklerin hukuken izlenmesini ve raporlanmasını şart koşuyor.

Bu gelişmeler sürdürülebilirlik raporlarını, “kurumsal iletişim” aracından çıkarıp, hukuken bağlayıcı, yatırımcı ve düzenleyici kurumlar önünde hesap verme belgesi haline getirdi. Dolayısıyla hukukçu bakışı artık bir lüks değil, zorunluluk.

  1. Hukukçu Bakış Neyi Farklı Kılar?

Sürdürülebilirlik raporları genellikle çevre mühendisleri, finans uzmanları ve iletişim ekiplerinin ortak çalışmasıyla hazırlanır. Bu ekipler ölçüm, veri toplama ve raporlama standartlarını gayet iyi uygular. Ancak burada bir boşluk doğar:

  • Hukukçular işin içine dahil edilmezse, raporlar regülasyon uyumu, hukuki taahhütler ve yaptırım riskleri açısından eksik kalır.
  • Hukukçu, yalnızca rapora cümle eklemez; şirketi, olası idari cezalar, tazminat davaları, greenwashing suçlamaları ve yatırımcı şikayetlerine karşı koruyacak hukuki çerçeveyi sağlar.

Kısacası: Çevre danışmanı ölçer, finansçı hesaplar, iletişimci anlatır. Ama hukukçu sorumluluk alanını düzenler.

  1. Global Standartlarla Karşılaştırmalı Eksiklikler

Türkiye’de hazırlanan birçok sürdürülebilirlik raporunda şu boşluklar sıkça görülüyor:

a) Yönetim Kurulu ve Hukuki Sorumluluklar

  • Raporlarda yönetim kurulunun ESG sorumluluklarına değinilse bile, bu sorumlulukların hukuki bağlayıcılığı ve hesap verebilirlik mekanizmaları nadiren belirtiliyor.
  • Oysa global standartlar (ör. ESRS, ISSB) yönetim kurullarından, iklim ve insan hakları risklerini doğrudan gözetmelerini ve raporda bunun açık beyanını talep ediyor. Hem Avrupa standartları hem ABD düzenlemeleri yönetim kurulunu bizzat iklim/risk yönetimi sürecine dâhil etmeyi öngörüyor. Örneğin SEC’in yeni kuralları, yönetim kurulunun iklim risklerini nasıl denetlediğine dair şeffaflık talep ediyor: Hangi kurul alt komitesi iklim risklerinden sorumlu, nasıl bilgi alıyor ve hedefler takip ediliyor, hepsi açıklanmalıdır. Bu tür global uygulamalar, yönetim kurulu üyelerini olası ihmallerde doğrudan sorumluluk altına alır. Türkiye’de ise bu şeffaflık genellikle yok; kuruldaki herhangi bir ihmali izah eden mekanizma sıkça eksik kalıyor.

Sonuç: Yönetim kurulu üyeleri olası tazminat ve ceza riskleriyle karşı karşıya kalabilir.

b) İklim Hukuku ve Karbon Düzenlemeleri (CBAM/ETS)

  • Türkiye’deki raporlar emisyon verilerini paylaşıyor, enerji tasarruflarını anlatıyor; ancak bunların AB CBAM, ETS ve ulusal iklim kanunuyla hukuki ilişkisini çoğu zaman kurmuyor.
  • Global raporlarda ise şirketler, hangi ürünün CBAM kapsamında olduğunu, hangi tarihlerde hangi beyanı yapacaklarını, uyumsuzluk halinde ne kadar ceza ödeyeceklerini açıkça yazıyor. Oysa AB CBAM kapsamına giren ürünlerin tanımlanması, beyan tarihleri ve uyumsuzluk halinde ödenecek sertifika maliyetleri açıkça belirlenmeli. Aksi takdirde şirketler, on milyarlarca TL’yi bulan ceza ve ek maliyetlerle hazırlıksız yakalanabilir. Türkiye’nin yeni İklim Yasası kapsamında getirilen ETS ise bu riskin ciddiyetini gösteriyor: İhlallere karşı kişi başına 50 milyon TL’ye varan idari para cezaları öngörülmüş durumdadır. Şirketlerimiz, CBAM mevzuatını ve ulusal iklim kanununu göz ardı ederse, AB’ye ihracatta ağır bedeller ödemek zorunda kalabilir.

Sonuç: Şirketler, milyarlarca liralık ceza ve maliyet riskine hazırlıksız yakalanabilir.

c) Tedarik Zinciri ve İnsan Hakları (Business & Human Rights)

  • Raporda “tedarikçilerimizi değerlendiriyoruz” gibi ifadeler yer alıyor; ancak hukuken bağlayıcı sözleşme maddeleri veya ihlal durumunda uygulanacak yaptırımlar çoğunlukla yok.
  • Globalde CSDDD ve UNGP çerçevesi gereği, tedarikçi sözleşmelerinde çevre/insan hakları uyum hükümleri, denetim hakları ve fesih koşulları standart hale gelmiş durumda. CSDDD ve BM İş Dünyası ve İnsan Hakları Prensipleri (UNGP) çerçevesinde global firmalar, tedarikçi sözleşmelerine çevre ve insan hakları uyum hükümleri, denetim erişimi ve ihlal halinde sözleşme fesih şartlarını eklemekle yükümlü. Bu bağlayıcı yükümlülükler raporlara yansıtılmazsa, tedarik zincirindeki bir ihlal için AB’de dava veya yaptırımlarla karşılaşma riski yükselir.

Sonuç: Şirket, tedarik zincirindeki bir ihlal yüzünden AB’de dava veya yaptırıma maruz kalabilir.

d) Greenwashing ve Reklam Hukuku

  • Türkiye’de raporlar sık sık “sıfır emisyon hedefi” gibi iddialı ifadeler kullanıyor, fakat bu iddiaların delilleri sunulmuyor. Örneğin Reklam Kurulu kararları, Sıfır karbon misyonu” veya “Sıfır atık, sıfır emisyon hedefiyle doğaya ve insana sözümüz var” gibi ifadelerin, geçerli akreditasyona sahip bilimsel raporlarla desteklenmemesi halinde yanıltıcı olduğunu ortaya koymuştur. Bağımsız doğrulama raporu veya metodoloji eki olmadan yapılan her iddia, ileride greenwashing davasına, idari para cezasına ve itibar kaybına yol açabilir.
  • Global raporlarda her iddia, bağımsız doğrulama raporu veya metodoloji ekiyle destekleniyor; ayrıca reklam departmanlarının sürdürülebilirlik beyanları önceden hukukçu onayından geçiyor.

Sonuç: Yanıltıcı beyan davaları (greenwashing) ciddi itibar ve tazminat kaybına ve idari para cezalarına yol açabilir.

e) Finansal Regülasyonlarla Uyum (Taksonomi / SFDR / Yatırımcı Talepleri)

  • Türkiye’deki raporlar finansal performansı anlatıyor, ancak AB Taksonomisi veya Sürdürülebilir Finans Regülasyonu (SFDR) bağlamında sınıflandırma yapmıyor.
  • AB SFDR (2021’den beri yürürlükte) finans kuruluşlarından finansal ürünlerini çevresel özelliklerine göre sınıflandırmasını ve şeffaf şekilde raporlamasını şart koşar. Yine EU Taksonomi Regülasyonu (2020/852), hangi faaliyetlerin çevreci sayılacağını net kriterlerle belirlemiş durumdadır. Global fon ve yatırımcılar, sürdürülebilirlik raporlarında “taksonomiye uygun gelir” yüzdesini görmek istiyor.

Sonuç: Şirket, yeşil finansmana erişimde dezavantajlı hale geliyor.

  1. Hukukçu Eksikliği Neye Yol Açar?

Hukuki perspektifin eksikliği şirketleri üç temel riskle karşı karşıya bırakır:

  • Yaptırımlar ve Cezalar: CBAM beyannamelerinin yanlış veya eksik hazırlanması, milyonlarca TL’lik maliyet yaratabilir. Türkiye’nin yeni İklim Yasası’na göre ETS kapsamındaki yükümlülüklerdeki ihlallerde kişi başına 50 milyon TL’ye kadar idari para cezası ödenmesi öngörülmüştür. Aynı şekilde, tüketicinin korunması ve reklam hukuku açısından yanıltıcı çevresel beyanlar, Reklam Kurulu kararları ile ciddi para cezalarına ve mahkeme kararlarına sebep olabilir. Ayrıca Sermaye Piyasası Kurulu denetimi altındaki ESG verilerinde eksik veya yanıltıcı bilgi veren şirketler için idari para cezası öngörülmüştür. Bu yaptırımlar, yanlış raporlama için gerçek bir risktir.

  • Yatırımcı Güveni ve Finansmana Erişim: ESG raporu hukuken bağlayıcı ve güvenilir değilse, yatırımcılar rapora şüpheyle bakar. Raporda belirsizlik veya hukuki temelden yoksun iddialar varsa küresel fon ve kredi sağlayıcıları desteğini geri çeker. Böylece şirketin sermaye maliyeti yükselir, “yeşil” krediler ve fonlara ulaşma şansı azalır.

  • İtibar ve Pazar Kaybı: AB pazarına çıkan şirket, sürdürülebilirlik raporunda uyumsuzluklar tespit edilirse “uyumsuz üye” gibi damgalanabilir. Bu durum ihracatı olumsuz etkiler ve küresel tedarik zincirinde itibar kaybına yol açar. Örneğin tedarik zincirinde yaşanan bir çevre veya insan hakkı ihlali, ilgili belgelendirme eksikleri varsa AB’de dava konusu olabilir. Sonuçta marka itibarı zedelenir, müşteriler ve paydaşlar nezdinde güven sarsılır.

5. Hukukçu Katkısı Ne Sağlar?

Bir hukukçu sürece dahil olduğunda sürdürülebilirlik raporuna şu yönde katkılar sağlar:

  • Regülasyon Haritalaması: Ulusal ve uluslararası tüm yasal yükümlülükleri netleştirir. Hangi yasanın neyi kapsadığını belirleyerek raporun kapsamını hukuken doğru çizdiğinden emin olur.

  • Hukuki Risk Analizi: Raporda yer alan beyanların hangilerinin dava konusu olabileceğini, hangi ifadelerin bağlayıcı taahhüt doğuracağını tespit eder. Örneğin, iddiaların arkasında yasal bir dayanağın olup olmadığını kontrol eder.

  • Sözleşmesel Güvence: Tedarikçi sözleşmeleri, finansman ve yatırımcı anlaşmalarına, ESG uyumu için gerekli hükümleri ekler. Tedarik zinciri sözleşmelerine çevre ve insan hakları maddeleri, denetim ve fesih hakları koyarak şirketi dışsal risklere karşı korur.

  • Yönetim Kurulu Onayı (Board-Level Sign-Off): Yönetim kurulunun yasal sorumluluklarını belirleyip rapora imza mekanizması getirir. Kurul kararlarının bağlılığını perçinleyecek hukuki taahhütler hazırlar. Örneğin PwC’nin vurguladığı gibi, kompleks raporlama standartlarında şirket avukatının sürece dâhil edilmesi hem uyum hem de güvenilirlik açısından kritik öneme sahiptir.

  • Greenwashing Koruması: Sürdürülebilirlik beyanlarını hukuki açıdan filtreler, her iddianın arkasında bağımsız kanıt veya metodoloji ekinin bulunmasını sağlar. Reklam ve tüketici hukuku perspektifiyle yanlış yönlendirici ifadelere izin vermez. Örneğin herhangi bir “sıfır emisyon” vaadini, geçerli bir belgelendirme veya sertifikayla destekler.

  • Yatırımcı Dostu Raporlama: AB Taksonomisi ve SFDR’ye uyumlu veri sunumunu temin eder. Raporlara, yatırımcıların ve fon sağlayıcıların talep ettiği biçimde “taksonomiye uygun gelir oranı” gibi göstergeler ekler. Böylece şirket, yeşil finansman kaynaklarına erişimde avantaj kazanır.

Kısacası, hukukçu müdahalesi raporu sadece çevresel değil aynı zamanda hukuken savunulabilir bir belge haline getirir.

  1. Sonuç: Sürdürülebilirlik Raporu = Hukuki Belge

Bugün sürdürülebilirlik raporu, sadece PR ve kurumsal iletişim belgesi değildir. Global regülasyonlar ışığında:

  • İdari yaptırımlara konu olabilir.
  • Yatırımcı davalarına dayanak olabilir.
  • Tedarikçi fesihlerinin sebebi olabilir.
  • Reklam hukuku kapsamında ceza doğurabilir.

Dolayısıyla sürdürülebilirlik raporu, aslında bir hukuki taahhüt belgesidir.

Bir şirketin bu gerçeği göz ardı etmesi, sadece itibarını değil, finansal sürdürülebilirliğini de riske atar. Eğer siz şirketinizin sürdürülebilirlik raporunu hukukçu süzgecinden geçirmiyorsanız, aslında “eksik bir beyanname” yayınlıyorsunuz demektir. Bu eksiklik bugün fark edilmese bile, yarın AB’de bir gümrük kapısında, SEC’in bir soruşturmasında, Reklam kurulunun bir denetiminde ya da bir yatırımcının dava dosyasında karşınıza çıkabilir. Her sürdürülebilirlik başlığı aynı zamanda bir hukuki uyum alanıdır; hukukçunun sürece dahil olmaması doğrudan dava, ceza ve itibar kaybı riskine yol açar. Hukukçuların sürece dahil edilmesi, raporun sadece çevresel değil, aynı zamanda hukuken savunulabilir olmasını sağlar.